< dini konular - Blogcu


Glitter Text Generator
Glitter Text Generator


SEVGILILER SEVGILISININ HILYESI (her müslümanin okumasi gereken bir yazi)

SEVGİLİLER SEVGİLİSİNİN HİLYESİ

Aşağıdaki satırlar, gerçek sevgilerin cazibe merkezi, yüreklerin en hassas süveydalara açılan kapısını ve Sevgililer Sevgilisi’nin ruh ve beden yapısını anlatır ki Hakanî Mehmed Bey tarafından yazılan Hilye-i Saadet adlı kitaba göre düzenlenmiştir.

***
‘Saçı fazla uzun olmazdı ve tam kıvırcık denilmeyecek derecede dalgalı idi. Saçını ortadan ayırır ve dört bölük halinde; ikisini omuzlarına, ikisini de kulaklarına doğru bırakırdı. Bazen kulaklarını açıkta bıraktığı da olurdu. Bu saçlar, misk gibi siyah renkli ve güzel kokulu idi.

Her iki mânâda alnı açıktı. Bu alın genişçe ve buğday renkli idi. Ancak ortasında daima bir nur parlardı.

Yüzü değirmi idi. Ona dikkatle bakılamazdı. Parlak bir çehresi vardı. Ayın ondördü gibi parlardı. Dolgun veya şişman olmadığı gibi kuru ve zayıf bir yüz de değildi. Yanakları ne etli ne de çöküktü. Yüzünün aklığı içinde yanaklarının kırmızısı gâlip idi.

Terlediği zaman üzerine çiğ tâneleri kondurmuş gülü andırırdı. Öfkesi ve memnûniyeti, yüzünden anlaşılabilirdi. Uzun, ince ve hilal kaşlı idi. Kaşlarının ucunda kıvrım vardı. İki kaşı arasında tüy yok idi ve bembeyaz görünürdü.

Kirpikleri siyah ve uzun idi.

Gözünde ezelden bir sürme mevcuttu. Beyazı katı beyaz; karası kapkara idi. Gözleri geceleyin de gündüz gibi görürdü. İlahî aşkın eseri bazen gözlerinde kızarıklık oluştururdu. Baktığı zaman karşısındaki kişi nazarına dayanamaz ve gözlerine dikkatle bakamazdı.

Burnu mütenasip idi. İki kaşına yakın olan kısmı bir parça yüksekçe idi. Koku almakta çok hassastı.

Ağzı ne çok büyük; ne de çok küçük idi.

Dişleri aralıklı olup üst üste değildi. İnci gibi bembeyazdı. Konuşurken ön dişleri arasından bir nur çıkar gibi görünürdü. Güldüğü zaman dişleri dolu taneleri gibi parlardı.

Gülüşü tebessümden ibaretti. Kahkaha ile gülmekten hayâ ederdi. Eğer kahkaha ile gülecek olsa Arş-ı Âlâ titrerdi. Bu sebeple ömrü boyunca hiç kahkaha ile gülmedi.

Çenesi yuvarlak idi.

Sakalı sık ve siyah idi. Ömrü boyunca sakalında yalnızca 17 kılı ağarmıştı. Her yeri aynı uzunlukta kesilirdi.

Boynu ve gerdanı bembeyaz idi. Bu boyun, ne uzun; ne kısaydı. Gerdanı çok güzel görünüşlüydü.

Pazuları etli ve beyaz idi.

Omuzları genişti. Üzerinde tek tük kıllar mevcut idi. Yassı yağrınlı olup yağrının ortası etli idi. Nübüvvet mührü onun iki kürek kemiği arasında ve sağ omzuna yakın bir yerde bulunuyordu. Bu mühür, siyaha çalan sarı renkte olup çeyrek altın büyüklüğünde bir ben idi. Üzerinde dik duran siyah kıllar var idi.

Beden olarak ince yapılıydı. Vücut yapısının bir benzeri daha yaratılmamıştır. Giyecek olarak en çok beyaz; sonra yeşil rengi tercih ederdi. Yazın ince atlas kumaş; kısın yün giyerdi. Elbisesi asla gösterişli olmazdı. Ömrü boyunca aynı anda iki elbiseye birden sahip olmadı.

Bir yere yöneldiği zaman bedeniyle birlikte döner, asla başını çevirerek bakmazdı. Başını çevirip bakmak insanı hayasız eylediği için onun bu tavrı ümmetine sünnet olmuştur.

Vücudundaki kemikler irice ve muntazam idi.

Pazusu koluyla; uylukları da ayaklarıyla şekilce birbirine uygun idi. Kuru yâhut ince olmayıp dolgun idiler. Her azası birbirinden güzel idi. El ve ayak ayaları genişçe idi. El parmakları uygunluk içindeydi.

Göğsü ve karnı birbirine uygun ve aynı düzgünlükte idi. Göbeği yuvarlaktı. Göğsünden göbeğine kadar bir çizgi hâlinde kıllar uzanırdı.

Orta boylu sayılırdı. Göze çarpacak kadar kısa; dikkat çekecek kadar da uzun değildi. Orta boylu olmasına rağmen kendisinden uzun birinin yanında el ayası kadar uzun görünürdü. O kişi yanından ayrılınca yine orta boylu gösterirdi. Boyu selvi misâli düzgün idi. Bedeninde kıl yok idi. Teni gül gibi kokardı ve yaşı ilerledikçe âdetâ tazelenirdi. Ne zayıf; ne de etli ve göbekli idi. Her bir parmağı kalem gibi düzgün idi.

Yürürken hızlı yürürdü. O kadar ki ayakları altında yeryüzü dürülüyormuş gibi olurdu. Yürürken ona yetişebilmek zor idi. Hayasından yokuş iner gibi önüne eğik olarak yürür ve etrafına bakınmazdı. Yolda birdenbire karşısına çıkıveren kişi ondan heybet duyar ve aciz kalırdı.

Konuştuğu kişiye güzel kokusu siner ve birkaç gün çıkmazdı. Bir çocuğun başını okşasa birçok günler çocuğun kokusundan, ona Peygamberimiz’in dokunduğu bilinirdi. O çocuk, diğer akranları arasında daima fark edilirdi. Konuştuğu her kişi sözlerindeki güzellik ve tatlılık ile onun kulu kölesi olmaya hazır olurdu. Etkili konuşması ile müşrikler Müslümanlığı seçerdi. Sözlerinde ruha ferahlık veren bir edâ var idi. Asla dedikodu ve malayâni konuşmazdı.

Kısacası yaratılış ve huyca ne o tam olarak kimseye benzer; ne de kimse O’na benzeyebilirdi. Bir hadîs-i şerîfte; ‘Ben en fazla babam Hz. Âdem’e benzerim; peygamberler içinde bana en çok bezeyen de atam Hz. İbrahim’dir.’ buyurmuştur.

Örtünmek

Örtünmek

Örtünmenin canlilar arasinda sadece insana has bir özellik oldugu, bazi uç ve tek tük yönelisler bir yana birakilirsa, çiplaklik her dönemde vicadan ve sag duyu tarafindan arsizlik ve haya olarak görülmüstür. Ancak örtünme konusunda farkli kültür, din, moda, yabancilasma, dis tesir ve toplumsal çözünme degisik ölçü ve anlayislar getirmistir.
Islam dininin örtünme emri, ferdin ruh sagligini, fitri yapi ve onurunu, toplumun genel ahlakini koruma, cinsler ve insanlar arasi münasebetlerde dengeyi gözetme, insan haysiyetine yakisir bir cinsi hayat ve aile hayati kurma gibi çesitli gayelere yöneliktir.
Örtünmede erkekle kadinin farkli hükümlere tabi olmasi da iki ayri cinsin yaratilis özellikleri gözetilerek yapilmis bir ayirimdir.
Vücudun açilmasi, gösrterilmesi ve bakilmasi dinen haram olan yerlerine ve organlarina dini literatürde avret tabiri kullanilir.
Kadinlarin kadinlara ve mahremlerine yani aralarinda devamli evlenme engeli bulunan erkek akrabasina karsi avret yeri, Hanefi ve Safiilere göre erkegin erkege karsi avret yeri gibidir. Maliki ve Hanbeli mezheplerinde agirlikli görüs, kadinin mahremi erkekler yaninda el, yüz, bas, boyun, kol, ayak ve baldir hariç bütün vücudunun avret oldugu ve örtünmesinin gerektigi yönündedir.
Kadinin yabanci erkekler karsisinda avret yeri, yeri, ayaklari ve elleri hariç bütün vücududur. Bu Hanefi mezhebinin görüsü olup, diger mezheplerde kadinin ayaklarida avrettir.
Örtünme hususunda Kur'an ve Sünnet'de yer alan hükümler ise;
"Görünen kisimlar müstesna olmak üzere ziynetlerini teshir etmesinler. Bas örtülerini yakalarinin üzerine örtsünler. Kocalari, babalari.... hariç baskasina ziynetlerini göstermesinler. Gizlemekte olduklari ziynetler anlasilsin diye ayaklarini yere vurmasinlar" (Nur Suresi/31)
" Ey peygamber! Hanimlarina, kizlarina ve müminlerin kadinlarina hep söyle de cilbablarindan (dis elbiselerinden) üzerlerini simsiki örtsünler. Bu onlarin taninmalarina, taninip da eziyet edilmemelerine en elverisli olandir. Bununla beraber Allah çok bagislayicidir, çok merhamet edicidir." (Ahzab Suresi /59)
Ey Peygamber! Hanimlarina da, kizlarina da, bütün müminlerin kadinlarina da söyle. Görülüyor ki, burada yalniz Peygamberin hanimlarina ve kizlarina degil, Nur Sûresi'ndeki "Bas örtülerini yakalarinin üstüne koysunlar, zinet yerlerini göstermesinler." (Nûr, 24/31) âyeti gibi müminlerin kadinlari dahi bu hükmün kapsamina dahil edilmistir. Bununla birlikte müminlerin kadinlarinda aslolan hürriyet oldugu için, bundan kastolunanin hür kadinlar oldugu beyan edilmistir. Araplarda tesettür adet degildi. Cahiliyet devrinde kadina hürmet yoktu. Eski cahiliye kadinlarinda erkeklerin dikkatlerini çekecek sekilde göz alici
biçimde açik saçik çikan, açilip saçilan orta mali olanlar bulunurdu. Bundan dolayi kiz çocuklarini diri diri gömenler olmustu. Islam ise kadinin sanini iffet ve ismetle, vakar ve haysiyetle yükseltiyordu.
CILBAB, Bastan asagi örten çarsaf, ferace, câr gibi dis elbisenin adidir. "Kadinlarin elbiselerinin üstünegiydikleri her çesit giysidir." " Tepeden tirnaga örten giysidir", "Kadinlarin tesettür ettikleri her türlü elbise ve baska seylerdir." "Çarsaf ve peçedir".

Resulullah buyuruyor:
"Kadin bülug çagina erince elleri ve yüzü disinda baska yerlerinin baskasina görünmesi helal olmaz" (Ebu Davud, Libas)

Hz. Aise'den rivayet edilmistir ki; "Ensar kadinlarina Allah rahmet etsin. Bu "Ey Peygamber, hanimlarina, kizlarina bütün müminlerin kadinlarina da söyle" âyeti indigi zaman mirtlarini yardilar, onunla baslarini sardilar da Resulullah'in arkasinda öyle namaz kildilar ki, sanki baslarinda kargalar varmis gibi..." demistir. Bu tesettür onlarin taninmalarina, daginik cariyelerden, adi kadinlardan vakar ve heybetle seçilerek hürmet edilmelerine ve dolayisiyla incitilmemelerine elverisli olan biçimdir. Gerçi eziyeti kendilerine davet edecek olan içi bozuklari örtü tutacak degildir. Fakat imanli, temiz kadinlarin, kirli
bakislardan yuvalarinda gizli inciler gibi korunmus kalmalarina en uygun olan biçim de budur. Asil o zamandir ki onlara eziyet edecek olanlarin açik bir vebal ve iftira yüklenmis olduklari ortaya çikar.

"Bununla beraber Allah çok bagislayicidir, çok merhamet edicidir." Bu bölüm çok anlamlidir. Bu bize su mânâlari ilham eder:

1- Allah'in bagislamasi çoktur. Bugüne kadar geçmis açikliklari bagislar. O kusurlari örter. Rahmeti de çoktur; bundan böyle emrini tutanlari rahmetiyle arzusuna çok ulastirir.

2- Allah bagislayici ve merhametli oldugu içindir ki, kadinlara eziyet edilmesine razi olmaz ve onun için örtülmelerini emreder.

3- Tesettür emrolundugundan dolayi da kadinlar bir baskiya ugratilmasin, asiriya gidilmesin; çünkü Allah bagislayici ve çok merhametlidir. Bu emri onlarin aleyhine degil, lehine olarak vermistir demek de olabilir.

Kadinin örtünmesi gerktiginden söaz eden bu ayetlerde, örtünme için belli bir sekil ve model yoktur. Kur'an-in bu anlatimindan yola çikrak kadinlarin ancak çarsaf ve peçe ile disari çikabilecegi, yabanci erkeklerin yaninda agiz ve burnunu örtmesini söylemek isabetli olmasa gerekir. Istenen, fitne ve süpheye sebep olmayacak, karsi cinsin arzusunu uyandirmayacak, agir basliligini loruyacak tarz ve biçimde örtünmesini istemektedir. Bundan vücut hatlarini ortaya çikaracak kadar ince ve dar elbiselerin giyilmesinin dogru olmadigi sonucu ortaya çikar.

Resulullahin sünnetinde, giyim kusamda sadelik, tabilik ve temizlik tavsiye edilmis, elbisenin vücut hatlarini belli etmemesi, içini göstermemesi üzerinde durulmus, örtünmenin dini ve ahlaki cepgesi sürekli vurgulanmistiur.

Örtünmenin iffet ve namusu korumak, taninmayi ve incinmemeyi saglamak gibi bazi hikmetleri oldugu sekilde açiklanmasi, bu gayenin bulunmadigi veya baska yollarla elde edildigi durumlarda örtünmenin gerekmeyecegi görüsü dogru olmaz. Bunun için de, sekil ve ayrinti yönüyle mahalli ve kültürel bazi özellikler ve farkliliklar tasimasi dinen müsamaha ile karsilanmis olsa bile, esas itibariyle örtünmenin dinin emri ve geregi oldugu hususunda müslümanlara arasinda bir görüs ayriligi ortaya çikmamistir.

Kadinda Avret Sayilan Organlar

Kadinda Avret Sayilan Organlar

 

Kadinda Avret Sayilan Organlar

Cinsel organ ve çevresi, büyük abdest mahalli ve çevresi, iki popo, iki oyluk (dizler oyluklara dahildir), göbek ile kasik arasi, iki kulak, iki meme, topuklar dahil olmak üzere iki ayak bilegi, dirseklerle beraber iki pazu, dirseklerle bilege kadar olan iki kol, gerdan, bas, saç, boyun, omuzlar.

Bu sayilan organlardan her biri, ayri organ kabul edildiginden bunlardan birinin dörtte biri, üç tesbih miktari yani  rükun veya secde yapilacak kadar açilirsa namaz bozulur.

Agizdaki Tasin Hikmeti

Agizdaki Tasin Hikmeti

Agizdaki Tasin Hikmeti


Birgün hazret-i Ebû Bekr 'r.a.', hazret-i Fahr-i âlem seyyid-i veled-i âdem Nebiyyi muhterem ve habîb-i mükerremin 's.a.v.' huzûr-i serîflerinde, se'âdetle otururlarken; Bir bedbaht kötü huylu kimse; bir edebsizlik edip, Ebû Bekre dil uzatip, yakisiksiz sözler söyledi. Hazret-i Server-i kâinât; o edebsiz, Ebû Bekre edebsizlik etdikce; birsey söylemez, ba'zan da tebessüm eder idi. Hazret-i Ebû Bekr; o bedbaht ve edebsizin edebsizligi haddi asinca; zarûrî olarak gadaba gelip, birkaç söz söyleyince; hazret-i Fahr-i kâinât, se'âdetle ve devletle yerinden kalkip, gitdi. Hazret-i Ebû Bekr 'radiyallahü teâlâ anh' Sultân-i Enbiyânin ardina düsüp, yetisdi ve dedi ki:

- Yâ Resûlallah! Niçin, bir hayâsiz, edebsizlik edip, gönül incitirken, susu, birsey söylemediniz. Simdi, ben ona söyleyince, kalkip, gitdiniz; sebebi nedir.

Hazret-i Fahr-i kevneyn ve Resûl-i sakaleyn 's.a.v.' buyurdu ki:

- Yâ Siddîk! O hayâsiz ve bedbaht sana dil uzatmaga basladigi zemân, Allahü teâlâ bir melek gönderdi ki, o kimseyi karsilayip, kovacak idi. Sen, hemen gadaba geldin; söylemege basladin. O melek gidip, yerine iblîs geldi. Iblîs-i la'înin oldugu yerde, ben durmam.

Hazret-i Ebû Bekr-i Siddîk 'r.a.' ondan sonra, vaktli vaktsiz söz söylememek için, mubârek agzina bir tas koyar idi. Ne zemân söz söylemek lâzim gelse, evvelâ fikr ederdi. Bir söz söyliyecegi zemân, o sözü kendi kendine nice zemân düsünür, tefekkürden sonra, mubârek agzindan o tas parçasini çikarip, ne söz söyliyecek ise söyler idi. Sonra o tas parçasini mubârek agzina alip, tesbîh ve tehlîl ile mesgûl olurdu. Kimseye, hayrdan ve serden dünyâ kelâmi söylemez, eger kat'î lâzim ise ve çok efdal ise, söylerdi. Yoksa, gecede ve gündüzde tesbîh ve tehlîl ile mesgûl idi.
Kaynak:
Menakib-i Çihar Yar-i Güzin

sekiz cennetin sekiz anahtarı

sekiz cennetin sekiz anahtarı

sekiz cennetin sekiz anahtarı


“Sen ölümsüz ve daima diri olan Allaha güvenip dayan.Onu hamd ile
tesbih et.Kulların günahlarından haberdar olarak o yeter”Furkan 58


“Andolsunki onların söylemekte oldukları şeylere gönlüyün daraldığını
biliyoruz.”


“O halda sen Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol.Sana
ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et”

buradaki secde edenlerden ol” maksat namaz kılanlardır.

Er-Rad (19-22)suresindeki sekiz cennetin sekiz anahtarı

1-“Onlar ki Allahın ahdini yerine getirirler,verdikleri sözleri
bozmazlar.”

2-Allahın emrettiği sılayı rahimi yaparlar.

3-Rablerinden korkarlar.

4-Kötü hesaptan korkarlar.

5-Allah rızası için sabredeler.

6-Namazlarını dosdoğru kılarlar.

7-Gizli ve açıkta infak ederler.

8-Kötülüğü iyilikle defederler

“Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe nail
olamazsınız”

« Önceki :: Sonraki »